Türkiye’de Aslında Ne Olmuyor!

Türkiye'de Aslında Ne Olmuyor!

ABD’de yaşayan 1000′e yakın Türk akademisyen ortak bir bildiri yayımlayarak ABD ve Batı medyasının Türkiye’deki olayları ters yüz etmesini eleştirdi. Bildiride ‘meşru’ temelde başlayan küçük bir eylemin iktidarını kaybeden Cumhuriyetin tektipçi, ırkçı elit grubunun rövanşist saldırılarına dönüştüğü saptaması yapılarak bu durumun demokratik gelişim ve taleplerle bir alakasının olmadığı vurgulandı.

Medyanın ‘romantik’ eylemcileri

Bütün hafta boyunca Taksim’deki Gezi Parkı protestolarını haber yapan ABD basının, orada olan biteni gerçeğe aykırı bir şekilde verdiğine tanıklık ettik. Olaylar, Amerikan kamuoyuna, protestocuların nefret eksenli ideolojilere sahip olduklarını ve bir çatışma fırsatı beklediklerini görmezden gelerek sunuldu. Bununla birlikte eylemler oldukça romantize edilerek verildi. Üstelik, ABD basınının iki büyük kuruluşuna ilan veren ve buna sponsor olan ABD’deki Türk toplumunun bir kesimi olayların yanlış anlatılmasından faydalanmaya çalıştı. Üzücü olan ise bu protestolarla ilgili bilgi ve yorumların çoğunun, Türk toplumunu ve siyasetini anlamamaktan kaynaklanmış olması ve bu nedenle de Amerikan toplumunu yanlış yönlendirmiş olmasıydı.

Medya, eylemleri demokratik ruhlu gençlerin, otoriterleşen bir hükümete karşı başkaldırısı olarak verdi. Gerçekte ise toplumun büyük çoğunluğu, buna hükümet ve iktidar partisi de dâhil polisin aşırı güç kullanımını ağır bir şekilde kınamıştı. Başbakan, gaz bombası ve polisin aşırı güç kullanması ile ilgili olarak soruşturma açılması talimatını bile vermişti.

Demokratikleşmede devrim gibi adımlar

Tartışmanın ana direği, on yıldır iktidarda olan Başbakan Tayyip Edoğan’ın yönetiminin, bireysel hakları kısıtlandığını ve Erdoğan’ın giderek otoriterleşmesi iddiasına bağlı olarak ülkedeki kutuplaşmada hükümeti anti demokratik tarafta tutmaya odaklanmasıdır. Ancak 28 Şubat 1997′deki postmodern darbeyle iktidardan düşürülen dönemin hükümeti ve ardından 2002′ye kadar geçen büyük insan hakları ihlalleri ve çökmüş bir ekonomi ile geçirilen yıllar gözden kaçırılıyor bu değerlendirmelerde. Gerçekte, ABD gazetelerine verilen bu ilanların aksine Erdoğan hükümeti bu insan hakları ihlallerini yavaş yavaş kaldırmıştı. AB’ye katılım süreci kapsamında, Eylül 2010′da 12 Eylül darbe rejiminin 1982 Anayasasının baskıcı yasalarını kaldırması bunlardan biri olmak üzere birçok demokratik reformlar gerçekleştirdi.
Kürt sorununda çözüm

AK Parti iktidara gelmeden önce cezaevindeki bir Kürt annesiyle Kürtçe bile konuşamıyordu. Bunun yanında en son yapılan düzenlemelere göre bir siyasi partinin kapatılması hemen hemen imkansız oldu. Demokratikleşme süreci bu hükümetin en önemli gündemidir. Şimdi de 1982′de askeri cuntanın yaptırdığı Anayasanın, daha demokratik bir Anayasa ile değiştirilmesi çalışmaları devam ediyor. Ülkenin kuruluşundan bu yana milliyetçilik eksenli bir siyaset neticesinde kronik bir sorun haline gelen Kürt Sorunu’nun tamamen çözümü son derece öenmli bir çaba sarf ediliyor. Barış sürecinin gündeme gelmesi ile bir tek insan hakları ihlaline neden olan bir çatışma ortamı da olmadı. Oysa Türk siyasetinin ünlendiği ve kendisine de çok da yabancı olmayan işkence, siyasi içerikli cinayetler, yargısız infazlar, Erdoğan hükümetinin devlet merkezli suç örgütlerinin üzerine gitmesi ile hemen hemen kalmadı.

Laik elitlerle ABD’li ırkçılar benzeşiyor

Erdoğan, bırakın otoriter ve dışlama siyasetine meyletmiş olmasını, 10 yıllık iktidarı boyunca Cumhuriyetçi elitlerin dizayn ettiği reddiyeci, laik Türk kimliğine ve bu resmi söyleme karşı da mücadele verdi. Bu söylem farklı kimlik ve yaşam tarzlarını inkâr eden ve toplumu tek tipleştirmeyle ayrıştıran dışlayıcı vatandaşlık anlayışına dayanıyordu. ABD’deki üstünlük yanlısı ırkçıların söylemin dini kimliklerini, farklı bir yaşam tarzını isteyen kesimlere ve etnik kimliklerini ifade etmek isteyen toplumlara bakışıyla bağnaz laik ve milliyetçi kesimlerin dünya görüşleri arasında önemli bir benzerlik vardır. Erdoğan’a başbakan olmadan önce bu ideolojik çevreden gelen saldırılar Obama’a yapılan ırkçı saldırılar benzerlik arz etmektedir. Bu grupların güçlü varlığına rağmen, son 10 yıl içinde, bütün kültürel ve etnik kimlikler ve siyasal görüşler Türkiye’de eninde sonunda kabul gördü. Yazdıklarından dolayı tutuklanan kimse yok

Bugünlerde, Türkiye’de cezaevindeki gazeteciler ile ilgili birçok laf dolaşıyor. Gerçekte hiç kimse kurumsal bir basın yayın organı üzerinden hükümeti eleştirdiği için cezaevinde değildir. Cezaevinde bulunan gazeteciler yazdıklarından dolayı cezaevinde tutulmuyor. Çoğunluğu terör örgütüne üye olmak ve hükümete karşı darbe girişiminde yer almak gibi suçlardan dolayı cezalılar. Bu konuda bile Kürt Barış Süreci’nde ilerleme kaydedilmesi ve yeni anayasa ile kısıtlayıcı yasaların kaldırılması bekleniyor.

Alkol yasası modern dünya gereği

Kadın hakları ile ilgili (kürtaj) ve alkol satışı ile ilgili suçlamalar temelsizdir. Gelişmiş dünya ile karşılaştırıldığında Türkiye kürtaj ve alkol konusunda anlamsız düzenlemelere sahipti. ABD standartları ile karşılaştırıldığında Türkiye’nin yeni kürtaj yasası daha yumuşak ve alkol yasası ise daha az kısıtlayıcıdır.

Meydan ulusalcılara kaldı

Yukarıda belirtilen gerçekler dikkate alınmaz ise basın geçen hafta süren şiddet içerikli protesto eylemlerini devrimci gençlik ile otoriter hükümet arasındaki çatışma şeklinde okumaya devam eder. Ayrıca bu protestolara katılan kesimlerin hepsinin demokratik düşünceye sahip olduğu sanılacaktır. Aslında protestoların ilk günlerinde gösteri yapan kişilerin çoğu daha sonra eylemlerinin aşırı sol ve aşırı milliyetçi (etnik kimliklerin ifade edilmesinden nefret eden gruplar) unsurlar tarafından ele geçirilmesi ile protestolardan çekilmiştir. Ana muhalefet Partisi’nin bazı unsurları da bu protestoları destekleyip, bunları hükümeti zayıflatma fırsat olarak düşündü. Dolayısıyla olaylar demokratik taleplerden uzak siyasal bir düelloya dönüştü.

Her Türk vatandaşı güvenlik güçlerinin aşırı güç kullanımından kaygılıdır. Her vatandaşın özgür ve doğru bir medya isteğini dile getirme hakkı vardır. Ancak, aynı zamanda ‘Atatürk’ün Mirası’ adı altında yıllarca 4 askeri darbeyle seçilmiş hükümetlerin düşürüldüğü ve sadece otoriter siyasetlerin uygulandığı bu ülkedeki değişim gerçeğine karşı dürüst olmak gibi yükümlülüğümüz vardır.

About these ads

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.

Diğer 42 takipçiye katılın

%d blogcu bunu beğendi: